İçeriğe ilerle

Cafe Delicia

Büyük Font Küçük Font Varsayılan    Varsayılan Renk Kahverengi
Bulunduğunuz Yer: ANASAYFA
İçeriğe İlerle






Şifremi unuttum !
Siz de bize katılır mısınız ? Kayıt Olun

Bugün23
Dün24
Bu Hafta77
Bu Ay421
Toplam51830

E-POSTA HABER GRUBU



Café Delicia

 

Kahvenin anavatanı hakkında bugün artık tartışmasız kesin bilgilere sahibiz. Güney Etiyopya'nın yüksek yaylaları, yabani kahve bitkisinin doğal olarak yetiştiği bölgedir. Çok eski zamanlardan beri yerli halk bu bitkinin tanelerini un haline getirip bir çeşit ekmek yapıyordu.

Kahvenin Etiyopya'dan sonraki ilk durağı Yemen'dir. Daha sonra Arabistan yarımadasının iç kesimlerine yayılmış, 1511'de Mekke'de Hayr Bey tarafından yasaklanmış, ardından büyük bir hızla Kızıldeniz ticaret yolunu izleyerek Nil vadisine ulaşmış, buradan da Kahire'ye girmiştir.

El-Ceziri'ye göre, kahveyi Yemen'e götüren kişi, Cemaleddin Ebu Abdullah Muhammed İbn Said'dir. Yemen'in ticaret limanı Aden'de ikamet ettiği süre boyunca tarikat çevresiyle yakın ilişki kurmuş ve kahvenin yaygınlaşmasında öncü rol oynamıştır.

Mekke’de ulema tepkisine yol açarak yasaklanan kahvenin aynı dönemde Kahire sokaklarına taşan bir ilginin odağı haline gelmesi, serbestçe alınıp satılması, bu keyif verici içeceğin aynı zamanda ticari bir tüketim maddesine dönüştüğünün göstergesidir.
 

KAHVEYİ AVRUPA’YA TANITAN KİŞİ
Prospero Alpinus adlı botanikçi, 1580-1583 döneminde Venedik’in Mısır konsülü olan Giorgio Emo’nun bilimsel danışmanı sıfatıyla Akdeniz’in bitki örtüsünü araştırmak için Kahire’de kalmış ve burada Halil Bey adındaki bir Türk yöneticinin bahçesinde kahve bitkisini inceleme fırsatını bulmuştur. Alpinus’un 1592’de yayınladığı De Plantis Aegypti Liber adlı kitabı, kahveyi Avrupa’ya tanıtan ilk bilimsel kaynak olarak kabul edilir.

Botanikçilerin kahvesi bilimsel açıdan ilginç bir bitkidir ama, insana keyif vermez. Bu keyfi ilk keşfedenler dünya nimetlerinden el etek çekmiş dervişler, bunu bütün insanlığa en geniş ölçekte yayanlar ise bu nimetlere adeta tapan tüccarlardır. Avrupa’nın kahveyi keşfetmesi, bir bakıma bilimsel merakın ötesinde, Ortaçağ baharat çılgınlığının miras bıraktığı doymak bilmez iktisadi pazarı besleyebilecek yeni bir tüketim maddesinin keşfi anlamına gelmektedir. Yakınçağ Avrupasının haz dünyasına, farklı bir zevk kültürü armağan eden bu esrarengiz içecek, 17. yüzyıldan itibaren artık Doğu-Batı ticaretinin tıkanmaya yüz tutmuş dolaşım sistemine, ihtiyacı şiddetle hissedilen taze kanı sağlayabilecek potansiyele sahiptir.

Kahve ticareti, 17 ve 18. yüzyıllar arasında Avrupa’daki siyasi dengeleri belirleyen başlıca iktisadi ögelerden birisi olmuştur. İngiliz, Fransız ve Hollanda şirketlerinin birbirleriyle giriştikleri kıyasıya rekabet sonucu kahve üzerinden sağlanan zenginlik, artık Avrupa toplum hayatında bazı önemli dönüşümlere yol açıyordu.

AVRUPA’DA KAHVE İÇME ALIŞKANLIĞI
Avrupa’da kahve içme alışkanlığının ilk yerleştiği merkez Venedik olmuştur. 1615’te Venedik’te açılan kahvehanelerin 1645’e doğru bütün İtalya’ya dağıldıkları görülür. Kahve 1644’te Marsilya’da, hemen ardından da Lyon’dadır. Fransa’nın iç kesimlerine doğru hızla ilerleyen bu önüne geçilemez alışkanlık, 1669’da Türk elçisi Süleyman Ağa tarafından Paris sosyetesine tanıtılır.

BURJUVAZİYE SESLENEN MEKANLAR
1650’de Londra’da İngiliz aristokratları tarafından beğeniyle karşılanan ve şöhretleri bugüne kadar ulaşan bir dizi kahvehane, 17. yüzyılın ikinci yarısında şehrin gündelik hayatındaki yerlerini almışlardır. Paris’te entellektüel faaliyetlerin merkezi haline gelen kahvehaneler, Londra’da daha farklı bir çevreye, yükselen burjuvaziye seslenen mekanlar olma özelliğini kazanırlar.